Interview with Tosun Baba in a Turkish Newspaper
Interview with Tosun Baba in a Turkish Newspaper
ZAMAN March 8th, 2008
http://testusa.zaman.com.tr/us/detaylar.do?load=detay&link=20416
Tosun Baba: Ecevit ve Can Yücel’le birlikte bir koloni kurup Yunan adasında yaşayacaktık
1963 ve 1972 yılları arası Vietnam Savaşı ve Nixon dönemi, ABD'nin sosyal anlamda en hareketli yılları arasında sayılır. Ülkenin her tarafında birbiri ardına yapılan savaş karşıtı gösteriler; ABD tarihinde önemli bir yere sahiptir.
O yıllardan bugüne kadar akıllardan hiç çıkmayan sıradışı birkaç protesto gösterisi hafızalara kazındı: New York Metropolitan Müzesi'nin havuzunun kana boyanması, Washington Square Parkı'na Vietnam'da ölmüş yüzlerce askerin ismini taşıyan haç dikilerek parkın tam bir mezarlığa dönüştürülmesi, New York şehrinin birçok ana caddesinin isimlerinin değiştirilmesi gibi. Bu eylemlerin mimarı; sanat ve ilim camiasında hatırı sayılır bir üne sahip olan Prof. Tosun Bayrak; sevenlerinin tabiriyle ‘Tosun Baba'. Batı'da büyük ilgi gören şok akımının öncüsü Tosun Bayrak; 81 yaşına merdiven dayamış sıradışı bir kişilik. Bülent ve Rahşan Ecevit'ten, Can Yücel'e birçok farklı isimle arkadaşlık yapan Bayrak, New York'ta yaşıyor. 1969 yılında merhum Muzaffer Özak'la tanışmasını hayat akışının değişmesi olarak tanımlayan Bayrak, Muhyiddin-i Arabi, Abdülkadir Geylani gibi büyük mutasavvıf1arın eserlerini İngilizceye çevirdi. 1926 yılında İstanbul'da doğan Tosun Bayrak, baba tarafından Erzurumlu, anne tarafından İstanbullu. Bayrak, '' Ben cumhuriyet çocuğuyum. Babam Çanakkale gazisiydi. Bir kolunu Çanakkale'de kaybetmişti. Kars'tan Antalya'ya tüm Anadolu'yu gezdim. Ailemin maddi durumu iyi olmamasına rağmen, Robert Koleji'nde okudum. Okulu bitirince 1945 yılında ABD'ye geldim'' diyor.
California'da mimarlık okuyan fakat okulu bitiremeyen Bayrak, Türkiye'ye tekrar döner ve gazetecilik yapar. Çetin Altan, Can Yücel gibi isimlerle birlikte çalışır. Ardından İngiltere'ye sanat tarihi okumak için giden Bayrak, Londra'da Bülent ve Rahşan Ecevit çiftiyle aynı evi paylaşır. Evde kalanlar arasında bir diğer tanıdık isim ise şair Can Yücel'dir. Tosun Bayrak o günleri şöyle anlatıyor: '' Evin aşçısı bendim. Gelenimiz gidenimiz çok olurdu. Bazı günler bulaşık yığılırdı; Rahşan Hanım'ın yıkaması gerekirdi fakat yıkmazdı; bulaşıkları da biz beyler yıkardık. O günlerde Bülent, Can ve ben, uydurmasyon felsefi şeyler araştırıyorduk. Burjuva mistik diye bir şey icat ettik. Hem bu dünyayı yaşayacaksın hem de mistik olacaksın. Hatta Yunan adalarından birine gidip bir koloni kurmayı bile düşünüyorduk. Can'ın babasının geldiği bir dönemde, ona bu fikrimiz açtık; bizi bir güzel payladı. Hasan Ali Yücel, ‘Dininiz var, kültürünüz var' ne burjuva mistiği! diye çıkıştı."
İngiltere'de de okulunu bitiremeyen Bayrak'ın bir sonraki durağı Fransa'dır. Paris'te resim eğitimi alır ve ilk eşi ile orada evlenir. Fransa'nın ardından Fas'ta 10 yıl yaşayan ve ticaretle uğraşan Tosun Baba, Adnan Menderes tarafından Fas'a fahri konsolos olarak atanır. Fransız sömürgesi olan Fas'ta cumhuriyet taraftarı olduğu için baskı gören ve göz hapsinde tutulan Bayrak, Fas'ın ardından ABD'ye tekrar gelerek yerleşir.
Bugün en büyük çocuğu 60, en küçüğü 37 yaşında olan Tosun Baba, sanatı bıraktığını belirterek geçmişte yaptıkları için 'genç işiydi' diyor. Müzeye sığmayacak kadar büyük eserler ortaya koyan Tosun Baba, '' O işler, gençlik yıllarında yapılacak şeylerdi. Bir nevi gerilla harbiydi. Şimdi yine yapılsa etkili olur fakat biz başka şeyler yapıyoruz. Bosna savaşı sırasında iki defa Bosna'ya, Körfez harbinden sonra Irak'a gittik. Yöntemimizi değiştirdik. Onlar aç bırakıyor, biz doyuruyoruz'' dedi. 'Ben, dinimi Muzaffer Efendiden öğrendim' diyen Tosun Baba, çocukluğunda din adına öğrendiklerini ise şu şekilde anlattı: '' Bizim evde namaz kılınmaz, oruç ramazanın ilk ve son günü tutulurdu. Tabi bayramlarda da likör ikram edilirdi. Camiye bayram ve cenaze namazlarında giderdik. Çocukken din adına öğrendiğim her şeyi Fatma halam öğretti. Bütün bunlara rağmen evimizde bir adap vardı. Kısacası, ben İslam'ı Muzaffer Efendi'den öğrendim.''
Muzaffer Özak Efendi'yle tanışma hikayesini unutamadığını söyleyen Bayrak, o günü şöyle anlattı : '' 1969 yılında Münevver Ayaşlı Hanımefendi bizi Karagümrük'teki dergaha götürdü. O zamana kadar ne ben Efendi'yi ne de Efendi beni tanımıyordu. Sohbeti sırasında 'Çıktım erik dalına yedim anda üzümü' dizesini okudu ve cemaate sordu. Bu ne demektir ? Hiç kimseden ses çıkmadı. Gözünü bana dikti ve ' Ben bir profesör tanıyorum, o bunun cevabını biliyor' dedi. Tabi cevabımız, bir salkım üzümü torbaya koyup, erik ağacına çıkıp yedim şeklindeydi. Beni epeyce etkilemişti. Aynı akşam birileri de biat ediyordu. Tekbirlerle takke giydirildi. İmrendim. Zaten aranıyordum da. Bana baktı, 'Bunun da canı çekti' dedi. Elindeki takkeyi attı. Başıma koydum çok ufaktı. Sonrasında kafam mı ufaldı; takke mi büyüdü, başıma tam gelmeye başladı. Muzaffer Efendi enteresan insandı, bizi bir saat ağlatır, ardından kahkalarla güldürürdü. Efendi, yaptığım hiçbir şeye laf söylemezdi. Ben eski bir komünistim; bana bazen ' Bu kıpkırmızı komünisttir' derdi. Muzaffer Özok Efendi, müslümanı müslüman yapmak zordur; o yüzden ben camiden adam almam; ben meyhaneden adam alırım derdi. Derviş olmamdan 3 yıl sonra beni halife yaptı. Bana, ' Sen görülebilecek herşeyi gördün, artık merak etmezsin' derdi. Her işte Allah'ın muhakkak bir eli vardır. Bizim işte de öyle oldu'' dedi.
Dünyalı olmak ile dünyanın olmak arasındaki farkı anlatarak sanatı neden bıraktığını anlatan Tosun Bayrak, ''Sanatı bırakmama genç bir bayan vesile oldu. İtalya'da tanıştığım genç hanımefendi; 'Ben size hayranım. Şöyle büyük birisiniz, böyle büyük birisiniz' demeye başlaması benim için bir dönüm noktasıdır. Hanımefendi iltifat ettikçe, gururum gökyüzüne çıktı. İşte o sırada gururuma bir yumruk attım. Sanat gerçekten insanın gururunu kuvvetlendiriyor. Dünyadaki sanat olaylarının yüzde 99'unda 'Ben sana öğretiyorum' mantığı hakim. Benim durumumda buydu. Nefsimi beslediği için sanatı bıraktım. Birçok insan kabul edilme kaygısı ile hareket ediyor; fakat asıl meselemiz o değil ki'' şeklinde ifade etti.
AK Parti sosyalist bir parti
Türkiye'yi yakından takip ettiğini anlatan Tosun Bayrak '' Türkiye'nin durumu çok iyi. Atatürk'ten bu yana ilk defa doğru dürüst bir hükümet işbaşında. Menderes'i idam etmek büyük bir rezaletti. Atatürk olmasaydı, durumumuz Filistin gibi olurdu. Memlekette şimdi bir idealizm var. Bu bir nevi sosyalist ihtilaldir çünkü halk iktidarda. Bazıları İslamcı diye yazıyor bence AK Parti'ye sosyalist demek lazım. Adamlar halk için çalışıyor bence sosyalistler'' dedi. Türkiye 'de başörtüsü konusunda yaşananlara ' Başı açıkla, başı kapalı arasında bir sorun yok ki' yorumu yapan Bayrak, dinin insanları bir arada tutan en önemli unsur olduğunu vurguladı.
Derviş olmanın dünyadan elini eteğini çekmek olmadığını anlatan Bayrak; '' Siyaset içtimaının en mühim kısmı. Siyasetle meşgul olmamanın imkanı yok. Ben bilmem, görmem, dokunmam diyemem. Allah muhafaza. İnsan bilinçli olmalı, ne olup ne bitiyor bilmeli, mazluma yardım, zalime aleyhtar olmalı'' dedi. Yaptıkları tüm faaliyetlerin herkese açık olduğunu ifade eden Tosun Bayrak, 11 Eylül'de yaşananların ardından pek sıkıntı çekmediklerini anlattı. Bayrak, '' 11 Eylül'ün yaşananlar Müslümanlar için şer gibi gözükse de, büyük bir çoğunluğun İslam'ı tanımasına vesile oldu. O dönemin ardından bizim dergahta Türkler azınlık durumuna düştü. Gelen giden herkes farklı milletlerdendi'' dedi. FBI yetkililerinin iki kez kendisini ziyaret etmeye geldiğini anlatan Tosun Baba, ajanlara ' Bizde her şey çok açık, ne sormak istiyorsanız buyurun dedik. Onlar sordular biz cevapladık; ardından biz bir şeyler söyledik. Gelenlerden biri hafifçe sarışındı, İrlandalı olduğunu söyledim; şaşırdı. Ardından babanız da genç öldü hem de alkolden dedim; hayreti iyice arttı. Tabi bu sefer o bize tekrar sordu; nasıl biliyorsun bunları diye; biz de cevapladık: İrlandalılar çok içer; içen insanlar da erken ölür deyip sırtını sıvazlayıp uğurladık. Bir daha gelen giden olmadı.'' dedi.

